Susuz, verimsiz ve kurak toprakları olan bir köyün ağasına ait tek verimli meyve bahçesinde, Ali ve Polat adlı iki arkadaşın bir şeftali çekirdeğine can verme hikayesi…
Şimdi iyi dinleyin! Küçük şeftali ağacı size hikayesini anlatacak, kulağınız onda olsun. Hiç ses çıkarmayın!
Aradan ne kadar zaman, kaç yıl geçti, bilmiyorum. Bahçıvan benim şeftalilerimden hiç yiyemedi ve asla da tadına bakamayacak. Bir tane şeftali için bana yalvarabilir, beni korkutabilir, ne bileyim, hatta testeresiyle beni kesebilir bile. Ama ona hiç şeftali vermeyeceğim! Ona asla boyun eğmeyeceğim!
Ali ve Polat iki yoksul köylü çocuk. En büyük zevkleri meyvelerini köylülerle paylaşmayan ağanın bahçesine dalıp birkaç şeftali aşırmak. Ağaçlar her yıl öyle iri öyle sulu şeftaliler verir ki insan yemeye bile kıyamaz… Ama ağa da uyanık; eli silahlı bir bahçıvan dikmiş başına ağaçların, bir tane bile koklatmıyor kimseye.
Sonra mı? Sonrasında olanları bir şeftali anlatıyor bize: Etlerinden sıyrılıp nasıl çekirdek olduğunu, kışın toprakta dinlenip baharda filizlendiğini ve büyüyüp bir ağaç olduğunda Ali ile Polat'ı ne çok özlediğini…
Sonra mı? Sonrasında olanları bir şeftali anlatıyor bize: Etlerinden sıyrılıp nasıl çekirdek olduğunu, kışın toprakta dinlenip baharda filizlendiğini ve büyüyüp bir ağaç olduğunda Ali ile Polat'ı ne çok özlediğini…
Arada bir kendi kendime sorardım: “Bir gün gelir de birileri güneşi bize küstürürse başımıza ne gelir?”
Hem büyüklerin hem de küçüklerin başucu kitaplarından biri olacak bir Samed Behrengi klasiği!

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder