509 sayfa kaleme aldığı bir Bir asker, ikinci dünya harbinin kızıştığı zamanda yaşıyor. Ölüm zamanında. Propagandaların tüm kitleleri peşinden sürükleyen bir silah olarak kullanıldığı yıllarda. Bir patlama sonrası ile sonraki patlama süresi arasında, yaşadım diyebiliyor kurtulan. Ben yaşadım, ölümlerden geçerek. Yaşayarak ölmeye devam ediyorum, her gün ölüm kıyısında gezerek.
Remarque’nun kurmuş olduğu bu simge, vatani duygularla cepheye giden bir er. Stalingrad’ı da gördü ve savaşı hiç sorgulamadı. Üstün ırkı… Alman faşizminin ötekileştirici politikalarını… savaş kızıştığı anda izin çıktı ere. Ertelenen sorgu, ‘simge’yi yepyeni bir forma dönüştürdü. Memleketi bıraktığı gibi bulacağını umarak dönüş yolunu tuttu..
Alman orduları, Doğu’dan geri çekilmeye başlamıştır. Çöküşün başlangıcıdır bu. Ama Graeber’in önünde, tam üç haftalık ve savaştan uzak bir hayat vardır.
Döndüğü kentin yıkıntıları, anasıyla babasını arayıp bulma çabaları ve sonunda bu umutsuzluk denizinin ortasında kurtarıcı bir ada gibi karşısına çıkacak sevgi ortamında geçecek üç hafta. Graeber ve Elisabeth, bu kısa zaman parçasını, bombardıman uçaklarının saldırılarından ve savaşın kentin her köşesinde boy gösteren yıkımlarından çalarak yaşayacaklardır. Ama ne ölçüde?
Remarque, bu dekor içinde, iki insanın umutlarından ve umarsızlıklarından oluşan bir sahne içinde Nazi Almanya’sının çok canlı, çok gerçekçi bir görünümünü vermektedir. Erich Maria Remarque, bilindiği gibi, Hitler yönetiminin yok etmeye çalıştığı bir ulu yazardır.
Kitaplarının alanlarda yakılması unutulmamıştır. Alman yurttaşlığından da atılan yazarın bütün suçu, tıpkı “Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok” ve “Dönüş Yolu”nda ve bu romanında da görüleceği gibi, yöneticilerin açtıkları savaşların suçunun bütün bir ulusa yüklenemeyeceğini açık açık söylemiş olmasıdır.
Yaşamak Zamanı Ölmek Zamanı İçeriği
İkinci Dünya Savaşı’nın son günleri… İnsanların ne olduğu, neden yapıldığı, sonunda ne kazanılacağı belirsiz bu savaşta yöneticilerin emri ile ailelerinden, çevrelerinden, sevdiklerinden koparılması ve sefalet eşliğinde oradan oraya savrulmalarının romanı bu.
İçine düştükleri bu sefil ortamda yalnızca çaresiz birer figüran olduklarını bilen, savaşın gidişatını etkileme şansı olmayan bu yığınların sadece biraz daha hayatta kalabilme uğruna çırpınışlarının eşliğinde iki gencecik insanın birbirine yaslanmasının, acıların üstünü sevgi ile örtmesinin ve yaşama tutunmaya çalışmasının romanı.
Başkalarının savaşında piyon olarak geçen bu hayatımızda bize pompalanan söylemlere inanıp insanlığımızı, empati kurmayı, birbirimize sevgimizi neden kaybetmemeliyiz, tekrar tekrar hatırlamak için

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder