Altın
Kafes
BÖLÜM 1
Pompei, M.S.
79
Pompei'nin her
köşesinde canlı bir nefes vardı. Pazarların gürültüsü, esnafların çığlıkları,
sokak aralarından yükselen şarap kokusu, tapınaklardan gelen ilahi sesleri ve
amfi tiyatronun kalabalık fısıltıları...
Şehir,
Vezüv'ün yamacında, dünyanın tüm ihtişamını ve sefahatini barındıran bir inci
gibi parlıyordu. Ancak bu ışıltının altında, gözlerden uzak, sessiz çığlıkların
yankılandığı yerler de vardı. Livia, kendini işte böyle bir çığlığın ortasında
bulmuştu.
Gözleri hâlâ
babasının ölüm döşeğini, imparatorluk vergi memurlarının hırsız bakışlarını ve
evlerinin kapısına vurulan mühürü görüyordu. Bir zamanlar saygın bir tüccar
ailesinin kızı olan Livia, artık sadece bir yüktü. Borçlar, iflas ve kurban
seçilen genç bir kadın.
Köle pazarının soğuk taşları, bedenini o
günden beri terk etmeyen o tiksintiyle doluydu. Kulağında hâlâ köle tüccarının
yağlı sesi yankılanıyordu: "Taze et! Genç, sağlıklı, hiç kullanılmamış!
Pompei'nin en iyi genelevlerinden biri için biçilmiş kaftan!"
Şimdi
buradaydı. Vicus Lupanar'ın dar, taş döşeli sokağında, dışarıdan gelen uğultulu
şehir seslerinin içeri sızdığı, ancak içinden hiçbir sesin dışarı çıkmadığı o
binanın içindeydi.



